Ocak:
2009 sonunda, sene boyunca çok büyük problemlere sebep olan bir gayrimenulü satarak, büyük bir rahatlamayla yıla başladım. Ve hayatımda ilk defa, bize "sahip olmanın" hep iyi birşeymiş gibi gösterildiğini ama "sahip olmamanın" da büyük avantajları olduğunu farkettim. Yıl boyunca "Niye benim de ...im yok" diyen herkesle de bu fikrimi paylaştım:)
Ayrıca erkek güzelini sünnet ettirdik. Civciv okulun son günü okulun koridorlarında "yarın sünnet oluyorum ve hediye olarak da psp alıyorum" diye neşeyle bağırarak koştururken ertesi gün sünnet olup yarı narkozun etkisinden kurtulunca "bu kadar acıyacağını bilseydim pspye bile ikna olmazdım" diye ağlıyordu:))
Şubat:
Erkek güzeline doğumgünü kutlaması yaptık.
Susan Miller falımda "bu sene size bol bol yurtdışı seyehati görünüyor" diye okuduğumda "aman bir kere gidebilirsek ne ala" diyip sonra da falı gerçek çıkartmak için paskalya tatilimizi planladık, İtalya- Güney Fransa.
Mart:
Yeni portföy dağılımı yapıldı.
2009 sonlarına doğru bir tane yakayım diyerek başladığım sigarayı iyiden iyiye içer oldum, günde iki adeti aşmadım hiç ama her gün de iki adeti mutlaka içer oldum, eyvah...
Nisan:
Şener'in bütçe toplantısı ertelene ertelene bizim tatilimizin tam ortasına denk gelince Şener tatil planını iptal etmek zorunda kaldı, onun yerine, yeşil pasaportu olduğundan, son dakikada annemi yerleştirdik. Erkek güzelini babasına bırakıp biz annemle İtalya'ya gittik. Bir arkadaşım daha gelmek istedi, ama hamile olduğundan doktoru izin vermedi, iyi ki de vermemiş, tam biz gitmeden önce komplikasyon oluştu, evde yatması gerekti. Annemin geliyor olması da aile içinde, özellikle de başka gelmek isteyenler tarafından, nahoş karşılandı:)
Fransız Rivierasına bayıldım, havası, mimarisi, insan kalitesi..
Cannes'da kırmızı halıda fotoğraf çektirdim, nisan sonu olmasına rağmen herkes plajdaydı.
Annem, orada, tamamen İtalyanca konuşan İtalyanlarla, tamamen Türkçe konuşarak epey bir anlaştı, birkaç gün daha kalsaydık ev gezmelerine falan gitmeye başlayacaktık...
Annemle yaptığım tatili fırsat bilerek sigarayı tekrar bıraktım...
Mayıs:
Çok sevdiğim bir dostumu kaybettim. Dostum ölmedi ama dostluğumuz öldü. Hala tam atlatamadım, çok üzüldüm, çok sorguladım, ama "neden böyle oldu" sorusuna bir türlü cevap bulamadım. Muhtemelen dostluğumuz komadaydı, mayısta beyin ölümü gerçekleşti. Yine muhtemelen dostum bu ilişkinin öldüğünü çoktan kabullendi, ama ben, üzerinden kaç ay geçtiği halde hala, korku filmelerindeki akıl hastaları gibi, dostluğumun çoktan ölmüş, morarmaya, çürümeye başlamış cansız bedenine sarılmış "hayır ölmedi hala umut" var diyorum.. Bir yanım "so what" diyor bir yanım "hala umut var"...
Let it go Bahar!
Haziran:
Bütün bir yılı "hadi oğlum ders çalış" diyerek geçirip, sonra da "keşke yükselen burcunu ikizler değil terazi yapsaydım" diye hayıflanarak okul hayatındaki ilk yılımızı bitirdik, ilk karnemiz hepsi pekiyi:)
Blogger olmalıyım fikri iyiden iyiye yerleşti, nasıl yaparım, adı ne olsun vb araştırmalarım devam ediyor...
Temmuz:
Marmaris'ten başlayıp Göcek'e kadar gittiğimiz tekne tatili yaptık, ama balta bir kaptana denk geldik, bir sürü şikayetimiz oluştu. Mesela tam bir koya geliyoruz, herkese denize girmeye başlıyor o sırada bizim balta ailesi bulaşık suyunu denize boşaltıyor ve tekne yakınında yüzenler bulaşık deterjanı kokuları arasında yüzüyor, iiiyyy iğrenç. Üstelik bir koyda, daha da iğrenç şeylerle yüzdüğümüz de oldu, yani işin suyu çıkmış gibi. Mavi yolculuğu hala düşünüp isteyip gidemeyen varsa elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim birkaç yıla kalmadan tüm cazibesini yitirebilir.
Dönüşte blogumu açtım...
Ağustos:
İtalya'dan 6 aylık vize alıp sonra Şener'le birlikte tatile gidemeyince bu sefer de dedik Amsterdam'a gidelim. İyi ki de demişiz valla, hayatımın tatili oldu diyebilirim. Ben bu kadar güzel insanı bir arada görmedim, o erkeklerin yakışıklılığından Şener bile "Valla Bahar Hollanda'da kız olarak doğmak gerekmiş" dedi, o kadar yani. Adamların standardı şöyle; sarışın, mavi gözlü, hokka burunlu, uzun boylu, anglo sakson kemik yapısı, fit, ve medeni!!! Artık "sarışın erkek sevmiyoruumm, bana erkek gibi gelmiyor" diyen kızlara acıyorum.
Erkek kardeşim kimselere söylemeden askere gitti! Daha doğrusu bir tek babama söylemiş, onun dışında hepimiz şok olduk.
Eylül:
Yani şu Susan Miller büyük kadın dedim valla. 32 yaşıma kadar hiç yurtdışına çıkmamıştım, bir yılda 3 kez yurtdışı hayallerimin bile ötesinde oldu. Bu sefer de Londra'da yurtdışı eğitime gittim. Şener yine gelmedi, aslında bir bakıma da iyi oldu çünkü tam okulların açıldığı ilk haftaya denk geldi, erkek güzeliyle ilgilenmiş oldu. Ben 4 gün tek başıma gezdim, biraz sıkıldım biraz da "aman zaten yanımda kim gelse benim bu yürüyerek gezme tempoma ayak uyduramazdı" diye kendimi teselli ettim. Zira İtalya gezisinden dönüşte Şener annemle "Bahar yurtdışında ne kadar çok yürütüyor değil mi" diye dertleşiyordu.
Sonra eğitime gelen diğer arkadaşlarla tanıştık, gurbetçi psikolojisinde hemen kaynaştık, sonraki 3 gün birlikte takıldık ve hatta birbirimizden habersiz aynı uçakta dönüş bileti aldığımızdan birlikte döndük.
Ekim:
Yaş 35 yolun yarısı. Artık en önemli malvarlığım İngiltere dutyfreesinden aldığım anti-aging kremlerim. Bu konuyla ilgili blog yazmayı epey düşündüm, kafamda bayağı yazdım bozdum, sonunda kaleme almadım, ama özetle "Burcum terazi, yükselenim koç. Koç da genç bir burç, enerjik, dinamik, sportmen. Yani yaşım ilerlese de ben ihtiyarlamayacağım, hala denemediğim bir sürü spor var" blah blah blah. Bir daha düşününce, iyiki yazmamışım.
Kasım:
Attan düştüm, ve bir önceki aydaki "herşeyi yaparım ben" düşünceleri "Hım yaşlanmak böyle birşey sanırım, ben en iyisi bu yaştan sonra asla yapılmaması gerekenler listesi yapayım" şeklinde güncellendi.
Aralık:
2011 yılında başlanacaklar listesi çıkartıldı, Allahıma çok şükür bunların içinde "rejim" yok. Çünkü hala dalgalanmalar olsa da ulaşabileceğim kiloya ulaştım sayılır, 53,9 kiloyu gördüm tartıda, üstelik aldığım kremlerin de iyi yatırım olduğu ortaya çıktı, çünkü kilo verince yüzüm çökmedi, mutluyum gururluyum!
Son haftaya aşırı yoğunluğumdan da kurtulmuş olarak girdim, belki de bu sayede kafamı toplayıp da bu almanağı hazırlayabildim.
Herkese güzel bir yıl diliyorum.
Mutlu yıllar...
İyi ve az iyi zamanlarıyla bir sene geçmiş ama senin yazımınla bu bir seneyi okumak çok eğlenceliydi:-)) Susan 2011 için ne demiş?:-)) Aslı
YanıtlaSil2010 Yılı benim görüşümle çok güzel geçmiş, dilerim 2011 daha güzel bir yıl olsun, yurtdışı gezilerinin devamını dilerim, darısı başımıza :))
YanıtlaSilEvren
Yahu sen de benden habersiz bir ton yere gittin be ablacığım. hadi ben şurda izmire gittim.
YanıtlaSilaskerde ankesörlü telefonu boş bulduğum sıcak bir yaz gününde seni arayayım dedim.
Aradım, amsterdamdayım(havaalanında), eve gidince seni ararım dedin.
sonra vazgeçip hemen aradın, ama enteresan bir durumdu benim için..
bir de benim 2010 almanağımı dinlesen haline şükredersin.
ama 2010 hayırlı bir yıldı tabi, malum; okul bitti:D
Harikaymış, çok da güzel yazmışsın...
YanıtlaSilBahar'cım harikasın.Kalemine sağlık . Mutlu oldum yazdıklarını okurken... Senin kadar hoş bir arkadaşım var ama ben bunu değerlendiremiyorum şans mı şanssızlık mı Seninle italyaya gittim sokaklarında yürüdüm , londra da arkadaş oldum sıkıldığında , erkek güzeli oğlunu merak ettim .Ve seninle sohbet etmek , vakit paylaşmak istedim yazdıklarını okuduğumda Evet sen varsın, ben varım , görüşebilmek , paylaşabilmek için umut var .
YanıtlaSilO zaman bu şansımızı değerlendirelim , gerçeğe dönüştürelim , ben senin gibi aklı ,fikri , duyguları , hayatı zengin bir arkadaşımla görüşmek istiyorum yeni yılda ve sonraki zamanlarda .
İçten sevgilerimle .
Asu