14 Nisan 2011 Perşembe

Bağlanma Sorunlarım Var

Bu sözü genelde evlenmeye yanaşmayan erkeklerden duymaya mı alışıksınız, o zaman yeni bir boyutta irdelediğim bu yazıma hoşgeldiniz.



Birkaç yıl önce hayatımın rutinliğinden çok sıkıldım, birşeyleri değiştirmem lazım demeye başladım. Nelere bağlıyım diye hayatımda bir gözgezdirdim, evliyim, çocuğum var, çalışıyorum, sigara içiyorum.

Eşim vazgeçemeyeceğim kadar iyi, işim vazgeçemeyeceğim kadar iyi, ama bir bağlantıyı koparmam lazım, derken ben de sigarayı bıraktım:)

Bugün de bir kişisel gelişim eğitimi aldım, orada dedilerki, "hayattaki amacınızı yazın ve yazıyı saklayın, çünkü amaca sadık kalmak için zaman zaman dönüp bakmanız gerekecek".

Düşündüm, düşündüm hayattaki amacım nedir, yıllarca neye sadık kalabilirim diye, sağlık, aile, iş dışında birşey yok.

Eğer bir marka olmak istiyorsam amacım ne olmalı, düşündüm, düşündüm, sadece tek bir amacım olduğuna kanaat getirdim, "canım ne yapmak istiyorsa onu yapmak istiyorum"

Sanırım bağlanma sorunlarım devam ediyor:)

Peter Petrelli Sendromum

Ben de herkes gibi gündelik hayatta zihnimi meşgul eden şeylerden kurtulmak için sinema-televizyon dünyasının büyülü atmosferinde kendimi kaybetmeyi seviyorum, ama en sevdiğim tür fantastik bilim kurgu. Hayal kurmayı seven bir insan olarak bu türün başarılı örneklerini izlerken hayallerimin geliştiğini, farklı ve zeki insanların hayalleriyle aktif etkileşime girdiğimi düşünüyorum. Örneğin Fringe dizisiyle birlikte paralel evren hayalleri kurmaya başladım, ve oradaki hayal gücünün sınırsızlığı, uçukluğun boyutları beni ayrı bir yere taşıdı. Üstelik de dizileri izlemeyi daha çok seviyorum çünkü "hazzın devamlılığı"nı sağlıyor.

Velhasıl birkaç yıl önce "fantastikbilimkurgudizisisever" bir kişi olarak "Heroes"un da başına oturdum. Heroes dizisini izleyenler hatırlar Peter Petrelli'yi. Hatırlamayanlar ve izlemeyenler için özetlemek gerekirse, bu dizide "farklılaşmış" ve ekstra özellikler geliştirebilmiş insanlar var, mesela bir tanesi uçabiliyor, bir tanesi ne şekilde yaralanırsa yaralansın çok hızlı iyileşebiliyor, bir tanesi zamanda yolculuk yapabiliyor, bir diğeri hiç yaşlanmıyor, gibi... İlerleyen zamanda diziden koptum ama Peter Petrelli'nin özelliğini hayat felsefelerime kattım. Daha doğrusu bu özellik bende zaten vardı, ama bir farkındalık oluştu ve bu özelliğimi, sevdiğimi farkedince daha da sımsıkı sahiplendim.

Peter Petrelli'nin özelliği şu; normal insanların yanında normal bir insan, ama üstün özellikli insanların yanına gelince, onlarla etkileşime geçince, onların sahip olduğu üstün özellikleri de bünyesine katıyor. Uçabilen insanla tanıştıktan sonra artık kendisi de uçabiliyor, sınırsız iyileşme özelliği olan kızdan sonra kendisi de sınırsız iyileşebiliyor, gibi. Onun "üstün" özelliği, diğer üstün özellikli insanların özelliklerini bünyesine katabilmek.

Aslında öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık herkes bir Peter Petrelli. Tabiki gerçek dünyada farklı özellikleri bünyeye katmak fantastik dünyadaki kadar hızlı ve kolay olmuyor. İnsanın yeni birşeyler öğrenmesi, ilgi duyduğu konularda gelişmesi, yapmakta olduğu yanlışları düzeltmesi, bu yanlışları doğrulara çevirmesi, uzun süren, hatta çoğunlukla sancılı süreçler. Ama yıllar geçtikçe arkaya dönüp bakınca "vay be neydim ne oldum" diyorsun.

Tabi her zaman söylediğim gibi püf nokta "değerli beyinler"le interaktif bağ kurmaya bakıyor. Normal insanların yanında hepimiz normal insanlarız. Asıl renklerimizi ortaya çıkartan, beynimizin, ruhumuzun tozunu alan, sınırlarımızı zorlamamızı sağlayan, ya da ne bileyim, iyi addettiğiniz ne varsa ortaya çıkmasını sağlayan insanlar sayesinde ben gerçekten yaşadığımın farkına varıyorum, şu hayattan zevk aldığımı düşünüyorum.

Bu sonuç zevkli olsa da süreç aynı derecede zevkli olmayabiliyor, sıkıntılı olabiliyor, değerli beyinle taban tabana zıt düşünceler içinde olabiliyorsun, ya da hayat olgunluğun onun sahip olduğu değerleri algılaman için yeterli olmayabiliyor. Mesela bana söylenen bir şeyi 4 yıl sonra bile hafızamın tozlu raflarından çıkartıp uyguladığımı tecrübe etmişliğim var.

Velhasıl bana değerli beyinler verin. "Zeki-akıllı-yaratıcı-öngörülü-mücadeleci-farklı-eğlenceli-ahlaklı" değerli beyinlerle beslenmek istiyorum. Şimdiye kadar bunu yaptım mı, evet, çok güzel dostlarım var.

Bu yazıyı kişisel gelişim eğitiminden çıkıp, hobi eğitimine girmeyi beklerken, sağımdaki solumdaki herkes gibi yığılan işlerimin kaygısına düşmeden, keyifli bir zaman diliminde yazdım. Umarım siz de okurken keyif almışsınızdır...

10 Nisan 2011 Pazar

Bugün..

Şimdi Emirgan Korusu'ndan fotoğraf çekiminden geliyoruz.


Yağmurlu olacağı duyurulan hava, biraz çiseledikten sonra yerini pırıl pırıl güneşli bir havaya bıraktı, ve biz ilk profesyonel fotoğraflarımızı bugün itibarıyla çekmeye başlamış olduk.

Burada bir durup, flashback yapıp, fotoğrafçılık sevdamın geçmişinden bahsetmeliyim. Malum üniversitede fotoğrafçılık dersimiz vardı ve ben fotoğrafçılığın temel bilgileriyle ilgili sınav verdim. Fotoğrafçılığın o ilkel halinin karanlık odasına falan ders dolayısıyla girmişliğim var, ama sonra önkoşulu profesyonel fotoğraf makinesi sahibi olmak olan uygulamalı fotoğrafçılık dersini makinem olmadığı için alamadım. "Erken doğdum" diyorum ya, o zamanlar uyduruk fotoğraf makinem bile yoktu ya da vardı ama gerçekten çok uyduruktu. Sonra evlendik, çocuk sahibi olduk derken bir tane bile hobiye yeraçmam zor oldu, bu arada, fotoğrafçılık kulübüne de üye olduk ama yine makinem olmadığından ben aktif rol alamadım. Ayrıca nasıl bir makine almam konusunu ne zaman araştırsam "Amerika'da çok ucuz" cevabıyla karşılaştım, eee Amerika'ya gitmek yok planlarım arasında ne olacak, derken nihayet bu yıl önce ucuzundan ikinci el bir makine almaya karar verdim. Bunun için de önce Şener'i ikna etmem gerekti, bana "ne olacağımız belli olmaz, para biriktirmemiz lazım" mazeretleri sundu önce, ben dikkate almadım tabii ki, o bir hobi yapmak istediğinde her türlü techizat hemen alınıyor, bize gelince "temkinli olmalıyız" işlemedi yani. Sonra makineyi aldım, eve getirdim, bizimki makineyi beğenmedi, gıcır gıcır yeni bir makine değil ne de olsa, "teknolojisi geçmiş makineye bir sürü para verdin" dedi. İlerleyen günlerde "ben fotoğrafçılık kulübüne üye olmak istemiyorum" dedi, biraz tehdit ettim, rüşvet olarak da onu Emre Aydın konserine götürdüm, ve üye yaptım.

Ve geçtiğimiz hafta salı günü temel fotoğrafçılık eğitimi almaya başladık. Şener, Sema, ben eğitimin başlamasını beklerken "bu kaçıncı temel fotoğrafçılık eğitimini alışımız" diye gülmekten kendimizi alamadık. Bu iş de araba kullanmak gibi, tehlikeli değil belki ama öğrenilmesi gereken bir sürü detay var, ve makineyi eline alıp kullanmadan tam olarak öğrenmen mümkün değil.

Ama işin güzel kısmı, artık Şener çok heyecanlı. Perşembe günü ikinci dersi de aldıktan sonra cuma sabahı bana "bu fotoğrafçılık işi bizim için çok güzel bir açılım olacak değil mi" diyordu.

Bugün de Çok uzun zamandır gitmediğimiz Emirgan Korusuna lale fotoğrafları çekmeye gittik, kulüp organize etmişti. Bu sefer de Yağız çok sorun çıkardı, ama onu da teskin ettik. Yani "kader değişmez deyimi doğru mu ne" demek istiyorum. Önce yıllarca, iki tane ülkeye gitti diye "gezmekten yoruldum ben" diyen babam, sonra çeşitli yaratıcı mazeretlerle gezmeme engel olan kocam, derken, bizim sıpa da büyüdü ve aynı ekolün erkeği oldu ya, inanamıyorum gerçekten. "Oraya gitmem, buraya gelmem" diyen erkekleri kolundan tutup biryerlere sürüklemeye çalışarak geçiyor hayatım.


Ama neyse sonunda pırıl pırıl bir havada, tepeden boğaz manzarası izleyerek ve nihayet kendi yaptığımız ayarlarla fotoğraf çekerek güzel bir pazar günü geçirmiş olduk. Üstelik de alternatifi "dışarıda çok güzel bir hava var ama Yağız'ın ödevlerini yapmamız gerek" diye eve tıkılıp geçirilen bir pazar olacaktı. Hem Yağız'ın ödevlerini bitirmiş, hem de pazar günümüzü değerlendirmiş olmanın keyfine nasıl doyamadığımı anlatamam. Oradan ayrılırken işyerine de bir tane saksıda lale aldım, 1 TL.


Bu arada Emirgan Korusunda, neredeyse herkeste slr fotoğraf makinesi vardı, gözlerime inanamadım. Hani bir zamanlar kime sorsanız, "hobilerim; kitap okumak, müzik dinlemek" derdi ya, şimdi sorsanız sanırım "fotoğraf çekmek" diyecekler. İstanbul'a gelmiş çekik gözlülerin süper makinalarla çekim yapmalarına çocukluğumdan beri aşinayım da, karısı kapalı Arap turistlerin de elinde profesyonel makina vardı, Türklerden bahsetmeyeyim bile. Slr makineyi de geçtim, tripotu olmayana kıro diyorlar sanırsınız.


Toplam 155 fotoğraf çekmişiz bir günde, Yağız da "anne bak blogunda kullanacağın süper bir fotoğraf çekeceğim sana", "bahardalın için çok güzel bir fotoğraf" falan diyerek birkaç fotoğraf çekti. Ama ben burada kendi çektiğim bir lale fotoğrafını kullanıyorum.


Bu ara postlarımda bol bol çiçek fotoğrafı görürseniz şaşırmayın, görmemişin fotoğrafı olmuş...

2 Nisan 2011 Cumartesi

2011 BAHAR MODASI

Sanırım, her türlü modayı takip ettiğimi söyleyebilirim, hem de sadece kılık kıyafet modası değil, duygu, düşünce akımlarını da takip ediyorum. Ama bu düşüncelerden bir kısmı bana gerçekten hiç uymuyor, mesela "nereden bankacı oldum, aslında çok daha fazlası olabilirdim" modası..

Bize yıllarca dayatılmış "sevdiğin işi yap" sabit fikrine de artık karşıyım, yerine "yaptığın işi sev" moda akımını benimsemek istiyorum, bir de "geçimini sanattan sağlama ama sanatsız da kalma" akımını. Para insan için en gerekli araçlardan biri, bunun için bankada çalışıyorum, ama aynı zamanda içimdeki yaratıcı tarafı da bir şekilde beslemem gerek, ki en önem verdiğim "denge" koşulu sağlansın.

Bunun için de bu sene planlarında duyurduğum hobimi hayata geçirdim. Ta üniversitede okurken bir fotoğraf makinem olmadığı için başlayamadığım fotoğrafçılığa ilk adımı atıyorum. Öncelikle ikinci el bir digital slr makine aldım, bizim fotoğrafçılık kulübü başkanından.. Bu geçici bir süreç, Amerika'ya gidebildiğim zaman oradan pahalı bir makine alacağım ama bu işe çok para yatırmadan önce nasıl bir makina almam gerektiği konusunda net olmak istiyorum. İkincisi de acemiliğimi daha kötü bir makinada atayım, sonra bu makinayı ya internette satarım ya da oğluma veya erkek kardeşime veririm.

Aslında çok heyecanlıydım ve Şubat ayında makinayı alır almaz bu postu yazma konusunda kesin kararlıydım. Ama sonra "otomatik tuşuna basarak fotoğraf çektikten sonra turist makinamla da çekerdim" diye mükemmeliyetçilik hastalığım devreye girdi ve ben yazıyı yazmak için temel fotoğrafçılık eğitiminin duyurulmasını beklemeye karar verdim. Bu salı ilk ders başlıyor. Toplam 4 ders olacak, iki hafta boyunca yogaya gidemeyeceğim:) ama derslerin bittiği haftasonu Sultanahmet'te uygulamalı ders olacak, çok heyecanlıyım. Şener'i de zorla klübe kaydettirdim, birlikte takılacağız artık:)

Bizim kulüpten bahsetmek istiyorum biraz da. Bizim bankada artık eski tip bankacılar kalmadı. Neredeyse tamamı benim yaşlarımda, üni mezunu, görev insanı, hırslı tipler, ama büyük çoğunluğu da yine hobi insanı, zaten "hobimle mutluyum" sloganını da ortaya atan bankayız, icabında... Fotoğrafçılık kulübünün danışmanı Atlas dergisi fotoğrafçıları. Kulüp bayağı aktif çalışıyor, geziler düzenliyorlar devamlı, üyeleri arasında banka genel müdür yardımcısı bile var, bu yıl ilk defa kulüp üyelerinin çektiği fotoğraflardan oluşan bir kitap yayınladılar, kitapçılarda görüyorsunuz "O An İstanbul" kitabı.

Bu kitabın çıkması kulübü bayağı heyecanlandırdı sanırım, bu yıl da başka bir İstanbul projesi duyuruldu, ben de hem İstanbul'u farklı bir gözle tekrar turlamak imkanı sunacağından hem de beni mecburen bol bol pratik yapmaya zorlayıp bu işi daha kısa sürede daha iyi anlamamı sağlayacağından hemen projeye adımı yazdırdım, ama henüz temel fotoğrafçılık eğitimi almadığımdan gezilere katılamadım.

Tabi radyo-televizyon ve sinema mezunu olduğumdan ve çektiğim bazı fotoğraflar beğenildiğinden arkadaşlarımın benden beklentileri yüksek, yüksek beklentiler de her zaman hayalkırıklığıyla sonuçlandığından bu beklentileri düşürmeye çalışıyorum şimdilik. Ama çekeceğim fotoğrafların, en azından ilk başta, neye benzeyeceğini anlamak için blogda kullandığım fotoğraflara bakabilirsiniz, iki tane film karesi dışındaki tüm fotoğraflar benim çektiğim fotoğraflar.


Yani bu sene benimsediğim trend "yaptığın işi sev, sevdiğin işi de hobi olarak yap" trendi.


En kısa sürede, blogumu, yeni makinamla çektiğim fotoğraflarla süslemeyi diliyorum.

Yeniden buluşana kadar herkese mutluluklar:)