
Gözlerini açtı. Yıldızlarla bezenmiş parlement mavisi gökyüzüne baktı.
Herhalde yatar durumdaydı, doğrulmaya yeltendi. Bu hareketiyle birlikte yıldız sandığı ışıklar yandı ve ortam aydınlandı. Parlement mavisi gökyüzü sandığı da aslında tavandı, bulunduğu yer bir odaydı. Etrafına baktı, karşısında bir kapı, yatağın kenarında makineye benzer şeyler vardı, ama hiçbirşey tanıdık değildi. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı, ama hiçbirşey hatırlamıyordu. Yataktan kalktı, birkaç adım atınca duvar sandığı şeyde hareket eden bir bayan gördü, o tarafa yöneldi. Biraz yaklaşınca farketti ki bu bir aynaydı ve gördüğü bayan kendisiydi.
Dikkatle kendisini inceledi. Yüzü biraz tanıdık gibiydi, ama boyunun böyle uzun olduğunu hatırlamıyordu sanki, başka birisinin vücudunun üstüne yüzü fotomontaj yapılmış gibiydi. Kumral, kahverengi gözlü, ince kemikli, uzun boylu, güzel bir kızdı, 20li yaşlarda olmalıydı. Aynadaki görüntüsü de birşeyler hatırlamasına yardımcı olmamıştı. Hala hiçbirşey hatırlamıyordu, üstelik etraftaki hiçbir obje de ona aşina gelmiyordu. O sırada kapı açıldı, içeri dünyalar güzeli bir kız girdi, sarışın, mavi gözlü, uzun boylu. İçten bir gülümsemeyle "Raha, demek kendine geldin. Ben Lia, burada kaldığın süre boyunca her türlü ihtiyacınla ilgili yardımcı olacağım" dedi.
"Raha mı? Adım bu mu?" dedi endişeyle. "Ne oldu bana, neredeyim?" sorularını soramadan içeri birisi daha girdi, inanılmaz yakışıklı bir adam. 30lu yaşlarda olmalıydı, kumral, mavi gözlü, uzun boylu. İsminin Keni olduğunu, Raha'nın bir süredir burada bulunduğunu, bulduklarında bilincinin kapalı olduğunu, ama artık kendine geldiğini, kısa bir süre içinde normal hayatına dönebileceğini umduğunu söyledi. Raha hala sersemdi, ama artık endişeli olduğu söylenemezdi. Bu kadar güzellik karşısında artık hissettiği endişeden ziyade tatlı bir şaşkınlığa dönüşmüştü. Biraz daha uyuması gerektiğini söyleyen Lia kendisine sakinleştirici bir hap verdi ve biraz daha uykuya daldı.
Uyandığında gün doğmuştu, ayağa kalkıp cama gitti, dışarı baktı. Burası bembeyaz bir yerdi; yerler bembeyaz, yollar, binalar bembeyaz, sadece aralardaki bitkiler ve çiçekler renkliydi. Büyük bir şehir olmalıydı, bayağı uzunca bir mesafede binalar, arabalar, insanlar vardı. Hiç böyle bir yer görmüş müydü hayatında yoksa herşeyi unutmuş muydu. Sanki böyle muhteşem bir manzarayı daha önce görmüş olsa hayatta unutmazdı gibi hissetti. Şimdiye kadar gördüğü hiçbir şey, hiç kimse birşey hatırlamasına yardımcı olamamıştı ama hepsinin ortak bir özelliği vardı, buradaki herşey ve herkes muhteşem güzeldi. Lia, Keni, binalar, çiçekler olağanüstü güzeldi. Mutlulukla derin bir nefes aldı, eğilip pencere kenarındaki çiçeği kokladı, tam o sırada küçük bir kuş geldi, pervaza kondu, onun gözlerinin içine bakarak şakımaya başladı, sanki hoşgeldin Raha diyordu. Raha kuşa gülümsedi, dışarıdaki mutluluğun odasına dolması için camı açık bıraktı.
.
Gözlerini açtı, birkaç gündür aynı merkezdeydi, ama artık durumu bayağı iyileşmişti, Keni hava alması için ve belki de hafızasına yardımcı olur umuduyla onu bugün şehir turuna çıkartacaktı. Diğerleriyle birlikte keyifli bir kahvaltı yaptı, sonra onlardan ayrılıp odasına geldi. Üzerindeki merkez kıyafeti bile güzeldi aslında, ipekli gibi bir kumaştan tiril tiril bir elbiseydi ama o Lia'nın verdiği elbiseyle şehir turuna çıkmak istemişti, hem üzerinden, artık ne merkeziyse burası, merkez havasını atmış olacaktı, hem de kendisini bu şehirden birisi gibi hissedecekti.
Keni arabada bekliyordu, Raha arabaya baktı, tekerlekleri olmayan, yerden 10 cm kadar yukarıda duran, iki kişilik bir arabaydı bu. Birlikte şehirde dolaşmaya başladılar, bir tane çirkin insan, bina, hayvan, ya da bitki görmedi. Tam tersi her gördüğü yeni şeyin güzelliğiyle büyüleniyordu. Şehrin kendisi düzlüktü, deniz kenarındaydı ve hava devamlı sıcaktı, ama bunaltan sıcak değil, tatlı sıcak. Günde sadece 3 saat hava kararıyordu, insanlar günü çalışarak, gezerek, eğlenerek ve denize girerek geçiriyordu. Ayrıca şehir dev bir kaplıca gibiydi, her tarafta, merkezlerin bahçelerinde, parklarda kaplıca havuzları vardı, beyaz traverten havuzun içinde turkuaz şifalı sular muazzam bir görüntü oluşturuyordu. Nüfusun büyük kısmı gezegenin sıcak tarafında toplanmıştı ama, anlayabildiği kadarıyla gezegenin her yeri eşit değildi, ufak bir kısmı da kışı yaşıyordu ve insanlar gezegenin bu kısmını da kış tatilleri için kullanıyordu. Konu kış kısmına gelince "Ben almayayım" dedi Raha, her zaman sıcak sevmişti. Sistemle ilgili birkaç soru sordu Raha, insanlar ne iş yapıyordu, nasıl para kazanıyordu, eğlenmek için ne yapıyordu. "Hepimiz aynı işi yapıyoruz aslında tasarımcı mühendisleriz, sadece uzmanlıklarımız farklı" dedi Keni. "Peki sen neyi tasarladın" diye sorunca Raha, "Mesela seni tasarladım" dedi Keni.
Merkeze dönünce büyük bir heyecanla Lia'ya gördüklerini anlatmaya başladı. Lia, hatırlamasına yardımcı olması için onu konuşmaya teşvik ediyordu, sorular sormaya, Raha'yı düşündürmeye çalışıyordu. Ama yine aynı şey olmuştu, Raha anlattıkça anlatıyordu ama Lia onun anlattıklarından bir kısmını anlamıyordu. Mesela Raha "Burası cennet gibi bir yer" dediğinde Lia gülümsemişti ama "cennet" ne demekti ki? Ya da "Burada çirkin hiçbir şey görmedim" "Siz hiç yorulmuyor musunuz" "Çocuklarınızla..." gibi cümlelerde hiç bilmediği, hiç duymadığı kavramlar vardı, çirkin, yorulmak gibi. Raha da Lia'nın bazı kavramlarda afalladığını farkediyordu, ama Keni her söylediğini anlıyordu.
.
Birkaç ay geçmiş olmalıydı, burada zamanın çok da önemi yoktu, yapılması gereken işlerle ilgili zaman kavramı kullanılıyordu ama ay, yıl, yüzyıl gibi kavramlara sanki ihtiyaç yoktu. Raha hastane gibi kullanılan merkezden çoktan çıkmıştı, ev, ikametgah gibi kullanılan başka bir merkeze yerleşmişti. Artık buradaki hayata tamamen alışmıştı. Hala merkezde gözlerini açtığı andan öncesine ait hiçbirşey hatırlamıyordu ama sanki başka bir yerden gelmiş gibi konuşmayı, hissetmeyi de bırakmıştı, tamamen buraya aitti, hep burada yaşamıştı. "Peki ben ne tasarlayacağım" dediğinde birkaç test yapılmış ve sonra haberleşme tasarımcısı olduğu anlaşılmıştı, o da hemen işe koyulmuştu. Çalışıyor, çalıştıkça mutlu oluyor, iş çıkışı denize giriyor, denizle güneşle şarj oluyor neredeyse uykuya gerek bile kalmıyordu. Bazen de evin avlusundaki kaplıca havuzuna giriyordu, Keni ve Lia'yla arkadaşlıkları devam ediyordu, bu arada yaşam merkezi ve iş merkezindeki müthiş insanlardan da büyük bir kısmıyla arkadaştı. Hayat çok güzel, herşey çok güzel diye düşünmeyi de bırakmıştı, güzellikleri içselleştirmişti.
.
Gözlerini açtı. Hala nefes nefeseydi, gördüğü kabusun etkisi devam ediyordu. Çığlık atarak uyanmıştı herhalde, Keni ve Lia da uyanmış şaşırmış ve meraklı gözlerle kendisine bakıyordu. Alnındaki terleri silerek "Bir kabus gördüm" dedi. "Tabut ya da mezar gibi karanlık bir yerdeydim, uzaktan 'anne' diye bir ses duydum. Biraz bakınca uzakta ışık gibi birşey gördüm, ses oradan geliyordu. O ışığa doğru yürümeye başladım, ben yürüdükçe ışık aynı hızda uzaklaşıyor gibiydi, ben de koşmaya başladım, ışığa yaklaştım yaklaştım, bu arada 'anne' sesi de daha yakından duyulmaya başladı. Tam yaklaştım derken karanlığın derinlerine doğru düşmeye başladım, ışıktan hızla uzaklaşarak". Rüyayı anlatan kendisiydi ama ne anlama geldiğini kendisi de bilmiyordu, cevap arayan gözlerle Lia ve Keni'ye baktı. Lia da aynı soru soran gözlerle kendisine bakıyordu, yine aynı şey olmuştu, daha önce hiç duymadığı bir sürü şey vardı Raha'nın anlattıklarında, kabus, tabut, mezar, anne?? Raha ve Lia birlikte Keni'ye baktı, Keni'nin her zaman huzurlu ve neşeli bakan gözleri kararmıştı. Sanki aradığı tüm cevaplar, bu rüyanın tam olarak ne demek olduğu Keni'de mevcuttu.
Yanılmamıştı. Cennet gibi dediği bu yer, ait olduğu yer değildi. Keni "seni tasarladım" derken aslında yeniden tasarladım demek istemişti. Aslında başka bir hayatı vardı, tam olarak hatırlayamasa da. Ölmüş müydü, artık geri dönüşü yok muydu? Cevaplar Keni'deydi. Bir proje vardı, yeni bir proje. Buraya ait olmayanlar bir şekilde buraya açılan kozmik bir kapının önünde bulundukları zaman alınıp uyarlama programına tabi tutuluyordu. Şimdiye kadar boyut kapısının önünde çok kişi bulamamışlardı ama buldukları arasında en iyi uyumu Raha sağlamıştı. "Hafızana dokunmadık ama, hatta biz de senin hatırlamanı umuyorduk" dedi Keni.
Raha yeni yeni birşeyler hatırlamaya başladı. Bir kaza geçirmişti, sonrasını hatırlamıyordu ama dünyada evli olduğunu, 8 yaşında bir oğlu olduğunu hatırladı, gözünde yaşlarla. Kocasını düşündü, ne yapıyordu, üzülmüş müydü, geri dönmesini istiyor muydu? Oğlunun her zaman neşeli, hayat dolu yüzü, güzel mavi gözlerini hatırladı ve gözyaşlarına boğuldu. Keni müdahale etmedi, kendi dünyalarında çocuk doğurma diye birşey yoktu, çocuk merkezleri vardı, çocuklar orada, bir nevi, üretiliyordu. Dünyayla, insanlarla ilgili araştırma yaparken evlat sevgisi diye birşey okumuştu ama ne kadar güçlü olabileceğini tahayyül edemezdi, Raha'nın bu halini görene kadar.
Biraz sakinleşince "Nasıl geri dönebilirim" dedi Raha. Burada gözlerini açtığı andan itibaren gördüğü herşeye tanıdığı herkese hayran kalmıştı ama artık burada kalamazdı. "Birkaç başarılı geri döndürme işlemi yapmıştık" dedi Keni. Aslında Raha'ya çok alışmıştı ama biliyordu ki burada kalırsa mutlu olamayacaktı. Raha da buraya çok alışmıştı, dünyadayken hayal ettiği herşey buradaydı. Hep güzele düşkün bir insan olmuştu. Akşamları işten eve giderken gördüğü çirkin çirkin binaları nasıl güzelleştirilebileceğiyle ilgili kafa yorardı, işi bu olmadığı halde. "Sana biraz zaman tanıyalım, gerçekten dönmek istiyor musun, biraz düşün" dedi Keni. Çok düşünmesine gerek yoktu, kesin kararını Keni'ye söyledi, "Birşey daha lütfen, geri döndüğümde buraya ait hiçbir şey hatırlamak istemiyorum, yoksa devamlı tercihimi sorgularım ve mutsuz olurum". Bunu da yapabilirdi Keni, "Tamam"" dedi kısaca.
Herkesle vedalaşması uzun sürdü, hazırların tamamlanması da. Birkaç gün sonra yeniden ilk geldiği merkezdeydi. Bir şırınga ilaç, herkese tekrar baktı, Lia ve Keni'ye tekrar veda etti. "Lütfen bizim dünyamıza da gelin, güzelliklerinize bizim dünyamızda da çok ihtiyaç var dedi." Lia ilacı enjekte etti, Raha gözlerini kapadı.
.
Gözlerini açtı. Komaya girdiğinden beri her okul çıkışı yanına gelen ve annesinin iyileşmesi için dua eden oğlu da yanıbaşındaydı. "Anne!" diye coşkuyla bağırdı, annesine mutlulukla sarıldı. O sırada kocası da odaya girdi. Hep birlikte ağladılar. "Ne kadar zamandır komadayım" dedi, "5 gündür" cevabını alınca nedense biraz şaşırdı, neden bilmiyordu ama daha uzun zaman geçmiş gibi hissetmişti.
.
Bir süre sonra malum sorular geldi "Ne hatırlıyorsun? Karşı tarafa geçtin mi?"
Bunu uzun süre hatırlamaya çalıştı, hatırlaması çok enteresan olurdu ama nafile, sadece bir büyük boşluk vardı o zamana ait...