Bu ara aklıma ne gelse, bakıyorum gerçekleşmiş. Mesela geçen hafta izinliyken Nişantaşı'na gitmem gerekti, bir gün önce şöyle düşündüm;
"Nişantaşı da o kadar sosyetik bir mekan ama doğru düzgün kaldırımı bile yok. Bizim sosyetik dilberler o eğri büğrü kaldırımlarda arzı endam etmek zorunda kalıyorlar, Şişli'de bile kaldırımlar yapılmışken Nişantaşı'nda neden kaldırım yapılmaz, anlamıyorum"...
Derken Nişantaşı'na gittim, bir de ne göreyim, Abdi İpekçi Caddesinde kaldırımlar yenileniyor:)
Şimdi "bu aklıma gelen de başıma gelsin" diye umutla düşünüyorum:
İstanbul Türkiye'nin turizm başkenti olsun!!!
27 Ekim 2010 Çarşamba
26 Ekim 2010 Salı
İmam Bayıldı Tarifi
Gerçekten yemek tarifi vereceğimi düşünmediniz herhalde, "evde kaldım" triplerine takığım ya bayağı bir zamandır, yine o konuda yazacağım.
Bir sürü kızın 15 yaşına gelmeden okuldan alınıp evlendirildiği ülkemde, 30 yaş civarında olup da "evde kaldım" tribine giren kızların "zavallı" olduğunu düşünemeyeceğim. Benim şimdiye kadar tanıdıklarım, okumaktan, kariyer yapmaktan ve eğlenmekten evlenmeye vakit bulamamış gayet nitelikli hatunlar. Üstelik de kendileri de birçok erkek için "beyaz atlı prenses" olduklarından karşılarına çıkan fırsatlara da dudak bükerler.
Anlayamadığım şu. Bu kızlar "evde kalmak" gibi son kullanma tarihi geçmiş bir deyimi neden bu kadar benimser ve bu yaşlara geldiklerinde "evet ben de evde kaldım" ya da "ben evde kaldım ama senin için henüz vakit var, evlen kendini kurtar" moduna girerler. Üstelik de hayatta ondan duymam dediğim çok sağlam gördüğüm kaleler bile birer birer düşüyor,
artık "antika değeri var" diye mi düşünüyorlar, yoksa vintage modasına uyup anneannelerinin giydiği kıyafeti giymeye mi benzetiyorlar nedir.
Velhasıl işin tarif kısmı şurada; bir tarafta da millet ardı ardına evlendiğine göre gerçekten evlenmek isteyenlerin oturdukları yerden hayıflanmak yerine bir şeyler yapması gerekiyor. Öncelikle şunun farkına varılmasında fayda var; bu evlilik işi Beyoğlu'nda Hacı Abdullah'a gidip "bana bir güzel imam bayıldı lütfen" demeye benzemiyor. Gerçekten evlenmek istiyorsanız kolları sıvayıp imam bayıldınızı kendiniz yapacaksınız. Önce pazara gidip alışverişinizi yapacaksınız, eve gelip aldıklarınızı bir güzel yıkayacaksınız, soyacaksınız, pişireceksiniz, sonra yiyebileceksiniz.
Tabi işin püf noktasında aldığınız malzemelerin kaliteli olması yatıyor. Benim naçizane önerim; bizim hormonlu, dışardan bakınca güzel ama yediğinizde sağlığınıza zarar veren, pek birşey vaadetmeyen, zaten verebileceği pek birşeyi de olmayan, kara-kaba-kıllı sebzelerden güzel bir imambayıldı yapmaya çalışmak yerine Avrupa Birliği standartlarına uygun üretilmiş olanlarını tercih etmeniz...
Bir sürü kızın 15 yaşına gelmeden okuldan alınıp evlendirildiği ülkemde, 30 yaş civarında olup da "evde kaldım" tribine giren kızların "zavallı" olduğunu düşünemeyeceğim. Benim şimdiye kadar tanıdıklarım, okumaktan, kariyer yapmaktan ve eğlenmekten evlenmeye vakit bulamamış gayet nitelikli hatunlar. Üstelik de kendileri de birçok erkek için "beyaz atlı prenses" olduklarından karşılarına çıkan fırsatlara da dudak bükerler.
Anlayamadığım şu. Bu kızlar "evde kalmak" gibi son kullanma tarihi geçmiş bir deyimi neden bu kadar benimser ve bu yaşlara geldiklerinde "evet ben de evde kaldım" ya da "ben evde kaldım ama senin için henüz vakit var, evlen kendini kurtar" moduna girerler. Üstelik de hayatta ondan duymam dediğim çok sağlam gördüğüm kaleler bile birer birer düşüyor,
artık "antika değeri var" diye mi düşünüyorlar, yoksa vintage modasına uyup anneannelerinin giydiği kıyafeti giymeye mi benzetiyorlar nedir.
Velhasıl işin tarif kısmı şurada; bir tarafta da millet ardı ardına evlendiğine göre gerçekten evlenmek isteyenlerin oturdukları yerden hayıflanmak yerine bir şeyler yapması gerekiyor. Öncelikle şunun farkına varılmasında fayda var; bu evlilik işi Beyoğlu'nda Hacı Abdullah'a gidip "bana bir güzel imam bayıldı lütfen" demeye benzemiyor. Gerçekten evlenmek istiyorsanız kolları sıvayıp imam bayıldınızı kendiniz yapacaksınız. Önce pazara gidip alışverişinizi yapacaksınız, eve gelip aldıklarınızı bir güzel yıkayacaksınız, soyacaksınız, pişireceksiniz, sonra yiyebileceksiniz.
Tabi işin püf noktasında aldığınız malzemelerin kaliteli olması yatıyor. Benim naçizane önerim; bizim hormonlu, dışardan bakınca güzel ama yediğinizde sağlığınıza zarar veren, pek birşey vaadetmeyen, zaten verebileceği pek birşeyi de olmayan, kara-kaba-kıllı sebzelerden güzel bir imambayıldı yapmaya çalışmak yerine Avrupa Birliği standartlarına uygun üretilmiş olanlarını tercih etmeniz...
20 Ekim 2010 Çarşamba
Kim Evde Kalmış?
Bu "evde kalmış" kavramına fena halde takmış durumdayım.
Sanırım eskiden evde kızlar cam kenarında oturup koca bekliyormuş, gelip hiçbir koca onları almadığında da "evde kalmış" oluyorlarmış.
Bir de şimdiki dönemde etrafıma, çevremdeki bekar hatunlara bakıyorum. Hepsi her tatilinde bir turla yurtiçi ya da yurtdışı geziyor, hepsi hobilerine vakit ayırıyor, tiyatro, sinema, konsere gitmek onlar için rutin, "lüks" değil. Kazandıkları parayı diledikleri gibi harcıyorlar, kazandıkları paranın yetmeme sebebi, sosyal hayatlarının çok faal olması.
Sonra da 11 yıllık evli bir kadın olarak kendi hayatıma bakıyorum. Evlendikten sonra en büyük sıkıntılarından biri kocasını dışarı çıkarabilmek olan, çocuk doğurduktan sonra yıllarca eve tıkılmış, etrafındaki herkes hayatını yaşarken kendisi yıllarca gıptayla onları izlemiş bir kadın görüyorum.
Ve tüm bayanlara soruyorum, söyler misiniz yeni dünyamızda aslında kim evde kalmış;
Fıldır fıldır gezen bekar hatunlar mı,
İşten koştura koştura evdeki sorumluluklarına giden evli hatunlar mı?
Ben şahsen artık "evde kalmış" deyiminin evli kadınlar için daha uygun olduğunu düşünüyorum....
Sanırım eskiden evde kızlar cam kenarında oturup koca bekliyormuş, gelip hiçbir koca onları almadığında da "evde kalmış" oluyorlarmış.
Bir de şimdiki dönemde etrafıma, çevremdeki bekar hatunlara bakıyorum. Hepsi her tatilinde bir turla yurtiçi ya da yurtdışı geziyor, hepsi hobilerine vakit ayırıyor, tiyatro, sinema, konsere gitmek onlar için rutin, "lüks" değil. Kazandıkları parayı diledikleri gibi harcıyorlar, kazandıkları paranın yetmeme sebebi, sosyal hayatlarının çok faal olması.
Sonra da 11 yıllık evli bir kadın olarak kendi hayatıma bakıyorum. Evlendikten sonra en büyük sıkıntılarından biri kocasını dışarı çıkarabilmek olan, çocuk doğurduktan sonra yıllarca eve tıkılmış, etrafındaki herkes hayatını yaşarken kendisi yıllarca gıptayla onları izlemiş bir kadın görüyorum.
Ve tüm bayanlara soruyorum, söyler misiniz yeni dünyamızda aslında kim evde kalmış;
Fıldır fıldır gezen bekar hatunlar mı,
İşten koştura koştura evdeki sorumluluklarına giden evli hatunlar mı?
Ben şahsen artık "evde kalmış" deyiminin evli kadınlar için daha uygun olduğunu düşünüyorum....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)