22 Haziran 2012 Cuma

UYKUSUZ

Kafamda çok fazla cevaplanamamış soru var.
Üstelik soruların üreme kaabiliyeti varmış, daha bir kısmını bile cevaplandıramamışken sorular çoğaldıkça çoğalıyor, bir soru geliyor, peşinden arkadaşları. Soru işaretlerinden oluşan karanlık bir odada benliğimi kaybetmiş gibiyim. Beynimde bir uyuşukluk, bir uğultu, sağlıklı düşünemiyorum, bir an düşünebildiklerimi bir an sonra unutuyorum.
Tam da bir yetişkin olduğumu düşündüğüm sırada yeni ergenliğe girmiş gibi neyin kafa karışıklığı ki bu? İşin kötü tarafı hala kendimi düşünerek hareket etmiyorum, düşüncelerimi, hatta duygularımı bile başkalarının yönettiğini hissediyorum.
Uyumak zorunda olduğumda uyumak istemiyorum, uyanmak zorunda olduğumda uyanmak istemiyorum.
En çok ihtiyacım olan şey heyecanlarımın fitilini ateşleyecek bir kıvılcım, küçücük birşey..
Peki o şey karşıma çıktığında, hayatın beni birkaç yerden bağladığı halatlardan kurtulup hayallerimi hayata geçirebilecek miyim?
Peki benim hayalim ne?

2 Şubat 2012 Perşembe

Duygu, İlham...

Her akşam olduğu gibi işten çıkıp eve doğru yürümeye başlıyorum. "Bu cadde bana hiç keyif veren bir yürüyüş güzergahı değil" diye düşünerek bir çırpıda ikinci caddeye dönüyorum. Birkaç dakika içindeyse Şişli Terakki'nin köşesinden dönüp bizim sokağa giriyorum. Duygu ve İlham beni orada bekliyorlar her zamanki gibi, ikisi de yanıma gelip benimle yürümeye başlıyor.

Onlar sayesinde "O yazı" kafamda canlanmaya başlıyor, önce fikir geliyor aklıma, sonra yavaş yavaş taslak oluşmaya başlıyor. Her attığım adımda biraz daha coşuyorum, cümleler zihnimde şölen oluşturmaya başlıyor. Duygu o sırada koluma giriyor, birlikte daha hızlı yürümeye başlıyoruz sanki. Sokak da güzel bir sokak, biraz karanlık ama, İlham'ın da Duygu'nun da neden bu sokağı sevdiğini anlayabiliyorum. Kışın, yılbaşı zamanında en güzel hali, ağaçlar falan süsleniyor, her taraf ışıl ışıl. İlkbaharda da çok güzel bahar dalları oluyor, her gün fotoğraf makinemi alıp hangi ağaçtaki çiçeklerin fotoğrafını çeksem diye düşünerek yürüyorum.

İlham'ın yakışıklı yüzüne bakıyorum, tüm çekiciliğiyle bana gülümsüyor. Sonra Duygu'nun güzel yüzüne bakıyorum, bu kıza da her şey  yakışıyor, öfke bile, ama en güzel hali İlham'ın yanındaykenki hali sanki... Birlikte kahkahalar atıyoruz, düşünce bazında. Hep beraber bir mutluyuz bir mutluyuz. İşte o anda diyorum ki, keşke şu halimi şu anda kaydedebilsem, tüm düşüncelerimi.. Bir an önce eve ulaşmak istiyorum, bilgisayarımı açıp tüm fikirlerimi yazmak istiyorum.

İşte ev, anahtarla önce apartmanın kapısını açıyorum, bir dakika sonra da evin. İçeri girer girmez, beni bekleyen erkek güzeliyle bakıcı aynı anda konuşmaya başlıyorlar. Bakıcı bir an önce çıkıp gitme fikrinin coşkusuyla bana günün raporunu vermeye başlıyor, erkek güzeli de annesini görmenin coşkusuyla bir dakikada en fazla "anne" deme rekoru kırmaya başlıyor. Duygu ve İlham çekimser kapının önünde bekliyorlar. Ben iş kıyafetlerimi çıkarıp ev kıyafetlerimi giyiyorum. Her ne kadar yıllar içerisinde bu ev kıyafetlerinin şıklığı konusunda bayağı aşama kaydetmiş olsam da Duygu da İlham da beni ev kıyafetleriyle görmeyi sevemedi bir türlü, "hadi biz kaçtık" diyerek kaşla göz arasında kayboluyorlar. İşte gitti ilham perilerim. Ben de zaten sorumluluklarımın etkisi altına giriyorum. Nihayet bilgisayarın başına oturabilme fırsatı bulabildiğimde ne Duygu kalmış oluyor ne de İlham.

Sokaktaki fikirlerimi hatırlamaya çalışıyorum, artık eskisi gibi güzel gelmiyorlar bana, Duygu gitmiş ne de olsa. İkisini de çok seviyorum da zamanlamalarımız bir türlü tutmuyor sanki. Ben düzenli bir hayat yaşamak zorundayım, yoksa gücümü kaybederim, tüm sorumluluklarımın altında ezilirim. Kendime ait zaman ayırmaya çalışabildiğim zaman da evdekiler uyuduktan sonra olabiliyor ama benim de uykum var, uyumam da lazım ne de olsa. Ama Duygu'yla İlham öyle mi, gençler dinamikler, yirmi dört saat yaşıyorlar hayatı. "Hadi hadi coşma zamanı" diye uğradıklarında ben sorumluluklarımdan sıyrılıp bir anda ayak uyduramıyorum ki. Sanırım rüyama da giriyorlar, ama ben yorgunluktan öyle derin uyumuş oluyorum ki rüyalarımı da hatırlamıyorum. Yine de hep yanımda olsalar keşke.

Bir de Güven var, soyadı Öz. Hem yazarken hem fotoğraf çekerken üçünü de hep yanımda istiyorum.
Cep telefonu gibi olsalar keşke, çantama koysam üçünü de, hep yanımda taşısam...

Aşağıdaki not da evdeki perimden:)
Yağız'dan NOT: Annemin dediklerini unutun. İpad kaçakçılığı için bu :). Nağberr!! Hayalperest annem Baharrr!! :)))) Yağız sadece notu yazmıştır. Zaten bi anlamı yok. D: Rüyalarını anlatıyo bana

29 Ocak 2012 Pazar

Ahhhh Kader Ahh...


Ben kaderiyle barışamayanlardanım. hayatımın hemen hiçbir devresinde kendimi şanslı hissetmedim. Bir şeyleri kendi başıma başarmaya çalışırken kaderimin desteğini hiç hissedemedim, zat-ı şahaneleri hep önüme engeller koydu. Burada bana neler yaptığını anlatma işine girmeyeceğim, çünkü hikaye taaa doğumuma kadar gider, hem de yaz yaz bitmez. Sadece son zamanlarda farkettim ki, kaderim aynı zamanda benimle muhabbet halindeymiş ne zamandır. 

Bana şimdiye kadar söylediklerini düşünüyorum da aslında zırvalamış, aslında kaderim beni hiç mi hiç tanımıyor,  hiç mi hiç önemsemiyor. Aynı zamanda manipülatif, dediğim dedik çaldığım düdük birşey. Şimdiye kadar yorumlarını bana kendi kimliğini kullanarak  iletmiş olsa ben de onu sallamayacaktim. Ama öyle kalleş ki, bana söylediklerine inanmam icin hep sevdiklerimi kullaniyor. Bazen annem oluyor, bazen kardeşim, kocam, arkadaşlarım.... Bir bakıyorum, normalde bunu söylemeyecek insanlar bir anda içlerine benim kaderim kaçınca inanılmaz yorumlar yapmışlar. Sonrası da daha komik, bazen aradan zaman geçtiğinde sevdiklerime beni düşünmeden benim aleyhimde sonuçlanabilecek bu kadar kuvvetli yorumlar yaptıkları için sitem ettiğimde de şaşırarak görüyordum ki, karşımdaki bunu hatırlamıyor bile. Şimdi düşünüyorum, hatırlamamaları normal, çünkü onu söyleyen sevdiğim insan değil ki, kaderimdi...

Kadere karsi işlediğim tek suç ise talepkar olmak. Şu hayatta hep daha kaliteli bir hayat yaşamak icin uğraştım. Elimde beni kuvvetli kılan değerlerim dengeye düşkün olmam ve hırslı olmamdı. Ama kader ne yaptı, hep benimle dalge geçti, yetmedi, baktı yılmıyorum tenkit etti, bakti sallamiyorum, tehdit etti, bakti yine olmuyor ajitsyonu denedi. 


Şimdiye kadar bana neler söylemedi ki. Ne sosyete ozentiligim kaldi, ne de çocuğumu sevmediğim. Bana söylediklerine bakiyorum, kader beni ne tarafa yönlendirmeye çalışmış diye. Eger sevdiklerimin ağzından söyledigi herşeyi dinlemis olsaydım, üniversite okumamış, lise mezunu, mandıracının tekiyle evlenmiş, en az iki çocuk doğurmus, takriben seksen kilo, genç yaşında kalp, şeker, tansiyon üçlemesiyle tanışmış, günden güne koşan butlu bir kadin olmuştum. Peki bu ben miyim, hiç alakasi yok.

Ben evet bu güne kadar çalışarak çok şey elde ettim ama kaderle takışılmıyor iste. Hep önüme engeller çıkardı, ve genç yaşımda beni yordu. Simdi bir sürü şeyim var ama ayni zamanda uyuşmuş gibiyim. Herşeyin anlamini kaybettiği, hicbir şeyin tat vermediği bir süreçten geçiyorum. Tabi bu böyle devam etmeyecek, ben toparlanacağım, kendime geleceğim ve koşmaya devam edeceğim. Koşarken önüme çıkardığı engellerin üzerinden atlarken herseye rağmen kaderime gülümseyeceğim, bu onu çıldırtacak olsa da.

Simdi kaderciğim artık kimi kullanırsan kullan, yanlış yunluş yönlendirmelerine kulaklarım tıkalı. Eğer problemlerin varsa ve acısını benden çıkartıyorsan da sana başka hobiler bulmanı önerebilirim. Senden bir ricam var, madem iyi birşey söylemeyeceksin, lütfen sus hiçbirşey söyleme....


26 Ocak 2012 Perşembe