14 Nisan 2011 Perşembe

Peter Petrelli Sendromum

Ben de herkes gibi gündelik hayatta zihnimi meşgul eden şeylerden kurtulmak için sinema-televizyon dünyasının büyülü atmosferinde kendimi kaybetmeyi seviyorum, ama en sevdiğim tür fantastik bilim kurgu. Hayal kurmayı seven bir insan olarak bu türün başarılı örneklerini izlerken hayallerimin geliştiğini, farklı ve zeki insanların hayalleriyle aktif etkileşime girdiğimi düşünüyorum. Örneğin Fringe dizisiyle birlikte paralel evren hayalleri kurmaya başladım, ve oradaki hayal gücünün sınırsızlığı, uçukluğun boyutları beni ayrı bir yere taşıdı. Üstelik de dizileri izlemeyi daha çok seviyorum çünkü "hazzın devamlılığı"nı sağlıyor.

Velhasıl birkaç yıl önce "fantastikbilimkurgudizisisever" bir kişi olarak "Heroes"un da başına oturdum. Heroes dizisini izleyenler hatırlar Peter Petrelli'yi. Hatırlamayanlar ve izlemeyenler için özetlemek gerekirse, bu dizide "farklılaşmış" ve ekstra özellikler geliştirebilmiş insanlar var, mesela bir tanesi uçabiliyor, bir tanesi ne şekilde yaralanırsa yaralansın çok hızlı iyileşebiliyor, bir tanesi zamanda yolculuk yapabiliyor, bir diğeri hiç yaşlanmıyor, gibi... İlerleyen zamanda diziden koptum ama Peter Petrelli'nin özelliğini hayat felsefelerime kattım. Daha doğrusu bu özellik bende zaten vardı, ama bir farkındalık oluştu ve bu özelliğimi, sevdiğimi farkedince daha da sımsıkı sahiplendim.

Peter Petrelli'nin özelliği şu; normal insanların yanında normal bir insan, ama üstün özellikli insanların yanına gelince, onlarla etkileşime geçince, onların sahip olduğu üstün özellikleri de bünyesine katıyor. Uçabilen insanla tanıştıktan sonra artık kendisi de uçabiliyor, sınırsız iyileşme özelliği olan kızdan sonra kendisi de sınırsız iyileşebiliyor, gibi. Onun "üstün" özelliği, diğer üstün özellikli insanların özelliklerini bünyesine katabilmek.

Aslında öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık herkes bir Peter Petrelli. Tabiki gerçek dünyada farklı özellikleri bünyeye katmak fantastik dünyadaki kadar hızlı ve kolay olmuyor. İnsanın yeni birşeyler öğrenmesi, ilgi duyduğu konularda gelişmesi, yapmakta olduğu yanlışları düzeltmesi, bu yanlışları doğrulara çevirmesi, uzun süren, hatta çoğunlukla sancılı süreçler. Ama yıllar geçtikçe arkaya dönüp bakınca "vay be neydim ne oldum" diyorsun.

Tabi her zaman söylediğim gibi püf nokta "değerli beyinler"le interaktif bağ kurmaya bakıyor. Normal insanların yanında hepimiz normal insanlarız. Asıl renklerimizi ortaya çıkartan, beynimizin, ruhumuzun tozunu alan, sınırlarımızı zorlamamızı sağlayan, ya da ne bileyim, iyi addettiğiniz ne varsa ortaya çıkmasını sağlayan insanlar sayesinde ben gerçekten yaşadığımın farkına varıyorum, şu hayattan zevk aldığımı düşünüyorum.

Bu sonuç zevkli olsa da süreç aynı derecede zevkli olmayabiliyor, sıkıntılı olabiliyor, değerli beyinle taban tabana zıt düşünceler içinde olabiliyorsun, ya da hayat olgunluğun onun sahip olduğu değerleri algılaman için yeterli olmayabiliyor. Mesela bana söylenen bir şeyi 4 yıl sonra bile hafızamın tozlu raflarından çıkartıp uyguladığımı tecrübe etmişliğim var.

Velhasıl bana değerli beyinler verin. "Zeki-akıllı-yaratıcı-öngörülü-mücadeleci-farklı-eğlenceli-ahlaklı" değerli beyinlerle beslenmek istiyorum. Şimdiye kadar bunu yaptım mı, evet, çok güzel dostlarım var.

Bu yazıyı kişisel gelişim eğitiminden çıkıp, hobi eğitimine girmeyi beklerken, sağımdaki solumdaki herkes gibi yığılan işlerimin kaygısına düşmeden, keyifli bir zaman diliminde yazdım. Umarım siz de okurken keyif almışsınızdır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder