19 Kasım 2010 Cuma

Bayram Hediyesi?!

Bu bayramda İzmir'deydik, ve bayramın ikinci günü at binmeye gitmeye karar verdik.

Atladık arabaya, doğru Kemalpaşa'ya.

Ben "çocuklar biner, 5 dk, sonra birşeyler yer içer döneriz" diye düşünürken bir baktık hepimiz biniyoruz, hem de 5 dk falan değil, yarım saat orman turu satın almışız, hayatımızda ilk defa ata bineceğiz.

Kayınbiraderimle Şener oğlanlarla aynı atlarda, Nurdan'la ben de ayrı ayrı atlarda orman turu yapacağız, kararlaştırdık. Bir taraftan endişeliyiz ama bir taraftan da "yaparız" modundayız, çantaları kasaya emanet etsek mi etmesek mi onu düşünüyoruz. Ben "çantaları emanet edelim canım, attan düşerken bir taraftan da çanta kafamıza düşmesin" falan diye espri bile yaptım yani.

Velhasıl zamanı geldi, önce, çocuklarla bineceklerinden, en sakin atlara Şener ve Yener, Alperen ve Yağız'la birlikte bindiler. Sonra biz bineceğiz, ben oradaki görevli çocuğa özellikle belirttim "en uyuzu olsun mümkünse, kesinlikle koşmayan bir tane olsun" diye. Çocuk da bu talebim üzerine beni bir ata bindirdi.

Ammavelakin at, ben bindiğim andan itibaren düzenli aralıklarla, arka ayağını yere vurarak benim dengemi bozmaya çalışmaya başladı, ya da ben öyle hissettim.

"Kızım Bahar gerilme, sen gerilirsen hayvan da bunu hisseder o da gerilir" falan diye telkinlerde bulunuyorum, sonra bir de cinfikirlilik yaptım, dedim hayvanın boynunu falan okşarsam belki gönlünü kazanırım, yine gerilimli boynunu okşadım ama nafile, sanki hayvan daha da bir gerildi gibi geldi bana, neyse "yemedi" dedim kestim.

Tur başlayınca, atların hepsi öğrenmiş zaten mevzuyu, arka arkaya dizilip patikayı izlemeye başladılar. benimki 4. sırada falan ama arkalarda kalmak istemiyor gibi, böyle öne geçmeye çalışır bir havası var, ben de artık biraz rahatlamışım, yanımdaki hiç tanımadığım kişilere "aha ha, benim at da emekli yarış atı sanırım, hep öne geçmeye çalışıyor" falan diye geyik yapıyorum.

Neyse ilerledikçe ben rahatladım biraz, hatta arada kafamı kaldırıp manzaraya falan bile baktım. Sonra bir ara benimki iki defa dörtnala falan gitti, herbiri 5 saniye kadar, ilkinde bir panik yaptım, ikinciyi sakin karşıladım. Geri dönüş yoluna geçtik, ama bir yere gelip oradan geri dönünce ben ortalardaki yerimi kaybettim, önlere geldim. En başından beri, "yok yok, arabayı icat edenin gözünü seveyim" ya da "kesinlikle direksiyon başında daha rahatım" diye düşünüyorum, "at binmek de hiç sandığım gibi keyifli değilmiş"...

Sonra en öndeki kızın atı yoldan çıktı, seyis atıyla gitti onu yakaladı, ben de bu arada ikinci sırada turu tamamladım, başladığımız yere geri döndük. Tam "turu tamamladık" ve 30 saniye kadar sonra attan ineceğimden "soldan biniliyor sağdan iniliyordu değil mi" derken benim at yanlış yerde solda durdu, ama sağ tarafa kadar gidip durması gerekiyordu, duvarın üzerindeki çimleri kemirmeye başladı, "ona da ok" derken sağa doğru bir hamle yaparak koşmaya başladı, ve ben ne olduğunu bile tam anlamadan sağa savruldum ve güm, attan yere düştüm. Olayın şokuyla yerden kalkmaya çalışırken bir de ne göreyim, sol ayağım üzengiye takılmış ve ben de yerde sürükleniyorum, ciyak ciyak bağırarak!!!

Birkaç metre sürüklendim, bu arada ilk refleks ellerimle yere tutunmaya çalışırken avuçlarımın yandığını hissedip ellerimi yerden kaldırdım. Bu sefer de dirseklerimin ve sırtımın sağ tarafı üzerinde sürüklenmeye başladım. Tam ayağım üzengiden kurtuldu, bu sefer sol dizimin üstünde müthiş bir acı duydum, "bu sefer kemiği kırdık" dedim ve yerde kıvrılıp kaldım.

O sırada etrafımdaki konuşmalardan bir kısmı;

- Ben doktorum, boynunda ağrı var mı?
- Hayır
- Nerende ağrı var?
- Sol üst dizimin üzerinde.
- (Şener, hala at üzerinde, endişeli, bir sesle) indirin beni attan, o benim karım!!
- (Yerin sahibi olan ve Türkmen şapkasıyla dolaşan yaşlı adam) neyse şanslısın kızım diğer atlar tarafından çiğnenmedin..

Velhasıl ben ilk soru boynumda ağrı olup olmadığı şeklinde olunca ve ağrı hissetmeyince durumunun kısmen iyi olduğunu anladım. Sonra ayağa kalktım ve yürüyerek yüzümü yıkamaya gittim. Yüzüm, boynum, hatta ağzımın içi, her tarafım kum dolmuş. Yüzümü falan yıkadım tekrar restorana çıktım ama beynimde bir uğultu, hala olayın şokunu üzerimden atamamışım, adamın teki yanaştı:

- Kızım yanlış anlama ama aynı Erdoğan gibi düştün!!

Allahım yarabbim, nasıl yanlış anlamayayım derken biz geri dönüş yoluna koyulduk, sonra Alsancak Devlet Hastanesine acile gittik bacağımın röntgeni çekildi, kırık yok, ama bayramdan sonra ortopediye görünmemi ve diz bağlarımda bir sorun var mı yok mu göstermemi istediler. Oradan biraz havamız değişsin diye Starbucks'a gittik birşeyler içtik, İzmir piyasasına baktık ve eve geri döndük.

Sonra yattım ve başıma gelmiş olabilecek diğer kötü şeyleri düşünmekten bir süre uyuyamadım, ya çocukların bindiği atlardan birinde bu sorun yaşansaydı, ya düşerken başımı o ilk yanaştığımız duvara çarpsaydım, ya sürüklenirken ve bir taraftan da çırpınırken yüzümü de yaralasaydım. Ya dizimde kalıcı bir hasar oluştuysa ve yoga pilates gibi günlük hayatımdaki stresi ve duruş bozukluklarından kaynaklanabilecek fıtık gibi rahatsızlıkları önleyecek sporları bile yapamayacaksam. Ya süpermen gibi felç olsaydım....

Tabi bir de yılların verdiği alışkanlıkla kendime yüklendiğimi de belirtmeliyim; "Bu kadar gerilim bir hatun olmasaydım at da belki beni atmazdı" "O kadar insan ata bindi, bir tek sen düştün"...

Bu arada en çok kayınbiraderimin yardımı dokundu, sporcu insan,
bir de mango'dan aldığım deri montumun. Sürüklenme sırasında beni koruduğu gibi montun kendisinde de bir tek sıyrık yok..

Neyse şimdilik bu kadarla atlattım. Bugün ortopediye de gittim, vücudumun her tarafında oluşmuş, patlıcan moruyla yeşil arasında değişen çürükler dışında bir hasar yok gibi görünüyor.

9 yorum:

  1. Öncelikle geçmiş olsun. Lakin son bölümlerde bahsettiğin "gergindim" bölümüne katılmamak elde değil. Bırak o anda atın bunu hissettmesini,üzerinden o kadar gün geçmesine rağmen satırlarını olurken ben bile bir gerginlik hissettim... :)

    Ayrıca ben endişelerine katılamayacağım. Güvenlikli, hatta biraz fazla paranoyakça güvenlikli, hayatımızda bu tarz heyecanlar ve deneyimler bize yaşam enerjisi verir fikrindeyim. İleride ne kalacak hafızamızda dersin... Rutin ve olağan hayatımızın şu an yaşarken bile farkına varmadığımız otomatik yaşanmışlıkları ve küçük detayları mı yoksa yaşamaya çalıştığımız bu farklı deneyimler mi?

    Deneyimler ve enerji..
    Farkındalık ve uyanış.
    Şükür ve keyif...
    Ebediyet...

    Sevgilerimle...
    Teoman.

    YanıtlaSil
  2. Teoman doğru söylemiş ama..
    herşeye rağmen cesur olmak lazım..sen bunu başarabilenlerdensin..bu özelliğini kaybetme sakın...

    geçmiş olsun yeniden canım

    meltem

    YanıtlaSil
  3. Geçmiş olsun Bahar ne güzel yazmışsın yaşamış kadar oldum.
    İlke

    YanıtlaSil
  4. kötü bir bayram hediyesi olmuş, ama anlatıcak bi anın oldu bak ;) geçmiş olsun..

    serpil

    YanıtlaSil
  5. Atatürk'ün Sakarya savaşı öncesinde attan düşüp kaburga kemiğini kırdığını biliyor muydunuz?
    Yani söylemek istediğim ucuz atlatmışsınız. Ayrıca ilk binişinizde böyle bir orman turu gerçekten cesaret isteyen bir davranış. bu olay umarım sizi bu spordan yıldırmaz, zaten kurs yerlerinde zemin oldukça yumuşak bir topraktan...
    Yine de çok geçmiş olsun!

    YanıtlaSil
  6. Cok cok gecmis olsun! Allah allah yani hic egitim almamis insanlari ata bindirip yarim saatlik orman turuna cikarmak da ne demek oluyor? Bence uyarmalari gerekirdi. Amerikada olsan tazminat davasi bile acilir tur sirketine...
    Ben cocukken heveslenmistim, Atlispor'a goturmuslerdi. Birak ormanda yarim saat dolasmayi, acik manejde at binebilme seviyesine ulaşmak icin bile aylarca yularindan hocanin tuttugu bir atla tek nokta etrafinda donup duruyordun...Oyle kolay kolay seni atla başbaşa bile bırakmıyorlardı yani diyorum...
    Tekrar geçmişler olsun...

    Bence de at binmeyi bırakma, iyi bir klüpte devam et derim :)

    Zeynep

    YanıtlaSil
  7. Zeynep'in(bu hangi Zeynep acaba) söyediklerine tamamen katılıyorum; lakin ben de Atlıspordaki uygulamayı referans gösterecektim. Calculated risk almaktan yanayım ben.
    Çok tatlı anlatmışsın, paylaşmışsın teşekkürler. Ankaralı Zeynepin arkadaşıyım ben, soyad filan versem kızar malum:)
    Başka bir yazını fw etmişti, beğenince diğerlerine de baktım. İyi ki paylaşıyorusun.
    Geçmiş olsun...
    Selen

    YanıtlaSil
  8. Herkese geçmiş olsun dilekleri için teşekkürler. Ama ben at binmeye tövbe ettiğim gibi bu yaştan sonra denenmeyecek kadar riskli sporların da bir listesini çıkardım:) onun yerime min. 100 beygir gücünde direksiyon başını tercih edeceğim:)

    YanıtlaSil
  9. Selen merhaba, bir ara yüzyüze de tanışalım. Sevgiler

    YanıtlaSil