
Bir gün bir İngiliz, bir Hollandalı, bir Norveçli, bir de Türk kızı oturuyormuş:)
Türk kızı benim malumunuz. Hep birlikte siyaset yapıyoruz. İngiliz hoca Londra'nın sorunlarından bahsediyor, ondan sonraki hafta da eğitim için İstanbul'a geleceğini bildirince konu birden İstanbul'un sorunlarına döndü.
Ben de "Türkiye'de iki şeyin kalitesini acilen arttırmamız lazım; biri erkekler, diğeri de binalar" dedim.
İngiliz hoca önce "erkeklerin kalitesini hiçbir yerde pek arttıramazsınız" gibi bir ara yorum yaptı ama sonraki yorumum "binaların kalitesinin arttırılması" daha çok ilgilerini çekti, o anda..
Velhasıl binalarla ilgili sorunların ne olduğunu sorduklarında ben de anlattım; güzel semtlerin hemen yanında gecekonduların olduğunu, aslında bu gecekonduların bulunduğu arazilerin zaman içinde çevrelerindeki kaliteli yapılaşmaların arasında kalarak arsa değerlerinin çok arttığını ama ruhsatsız oldukları için sahiplerinin bu evleri satıp belki de zengin olarak evlerine dönemediklerini, aslında İstanbul trafiğinin de nüfusunun kalabalık olmasından değil, kötü planlamadan kaynaklı olduğunu anlattım.
Adamlar resmen şok oldular! "yasal değil mi?" "nasıl yasal olmayan bina yapabilirler" falan diye düşündüler, kendi ülkelerinde böyle sorunlar yok ne de olsa.
Ama gerçekten öyle değil mi, mesela ben Zincirlikuyu'da çalışıyorum, bizim binada çalışan bir sürü insan, sırf daha iyi bir evde, muhitte yaşayabilmek için Anadolu yakasında oturuyor ve hergün köprü trafiğini hem sabah hem de akşam çekmek zorunda kalıyorlar. Öbür tarafta iki sosyetik mekan İstinye ve Etiler arasında Armutlu gibi koskoca bir alan gecekondu mahallesi olarak harcanıyor. Bir de Gültepe var, aslında anlatmak istediğime en güzel örnek, hemen yanında Metrocity ve Kanyon alışveriş merkezi yapılmış evler, zamanında doğru düzgün yapılmış olsalardı, en azından 500 bn Tlye satılabilecekken ruhsatsız olduğundan öylece bekliyorlar. Sonra da İstanbul'daki köprü trafiğine çözüm olsun diye 3. köprü yapmaya kalkılıyor. İki kıtanın birleştiği İstanbul'un gerçeği bu, insanlar Avrupa'da çalışıp Asya da oturuyor!
Velhasıl, diyeceğim o ki, İstanbul'da acilen kentsel dönüşüme girmesi gereken tek yerler deprem bölgeleri değil. Bir de bu dönüşüm sırasında fark yaratabilmek için, yeni tip binaların "yalı" görünümünde olmasına öncelik verebiliriz. Çünkü Nişantaşı, Şişli, Beyoğlu'ndaki tarihi binaların benzerlerinin âlâları Avrupa'da var, ama yalılarımız hem çok özgün hem de çok zevkli. Büyükada'yı seven herkes ya da Boğazda yalılar turuna katılmış olanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.
Bugün işyerindeki arkadaşlarla yeni "bina mantolama" tekniklerinden bahsettik. Sonra da akşam eve gelirken bindiğim taksinin şoförüne yalılarımızla ilgili düşüncemi söyledim. Kim bilir belki bu adamın İBB'de çalışan bir arkadaşı vardır, bu düşüncem Kadir Topbaş'ın kulağına gider bir bakmışız hergün önünden geçerken "ne çirkin" diye baktığımız binalar yeni mantolama teknikleriyle birer inci olan yalılara dönüşmüş....
Bugün işyerindeki arkadaşlarla yeni "bina mantolama" tekniklerinden bahsettik. Sonra da akşam eve gelirken bindiğim taksinin şoförüne yalılarımızla ilgili düşüncemi söyledim. Kim bilir belki bu adamın İBB'de çalışan bir arkadaşı vardır, bu düşüncem Kadir Topbaş'ın kulağına gider bir bakmışız hergün önünden geçerken "ne çirkin" diye baktığımız binalar yeni mantolama teknikleriyle birer inci olan yalılara dönüşmüş....
Resmi de mantolama teknikleriyle ilgili bir siteden bulup eklemek istedim ama sonra Abut Efendi yalısında bir akşamüstü çektiğim fotoğrafını ekledim.
Bir de konuyla ilgilenenler için link ekliyorum. http://www.kenthaber.com/marmara/istanbul/istanbul/Rehber/yalilar/istanbul-yalilari
Erkeklerimizin kalitesini arttırmak için ne yapmalıyız sorusuna hala net bir cevap bulabilmiş değilim. Birkaç fikrim var, ama ne kadar etkili olur bilemem, onları da ayrı bir postta yazarım:)
erkeklere de mantolama yapsak :))
YanıtlaSililke