Fransızca hiç ilgimi çekmemişti.
İlk defa yurtdışına gideceğim zaman da aklımda hiç Paris'e gitmek yoktu.
Gitmediğim ama merak ettiğim o kadar yer varken bir de tekrar Fransa'ya gitmek mantıklı mıydı sanki.
Ya da Time dergisinin "why France is different" başlığı ilgimi çeker miydi.
Peugeot kullandığım dönemde "tipik Fransız işte, görüntü güzel ama teknik zayıf" dememiş miydim.
ama bu ilkbahar tüm bakış açım değişti.
ve eğer ilk büyülenme şokunu atlatamadan beni tur otobüsüne bindirmeselerdi muhtemelen cannes sokaklarından, yapıştığım ve "buradan hiçbir yere gitmem!!!!" diye bağırdığım yerden beni kazımaları gerekecekti.
cote d'azur böyle bir yer.
velhasıl şu olayı anlatmadan geçemeyeceğim.
ekstra tur alıp st tropez'ye gittik, sokaklarında, sahilinde yürüken buraya dünya sosyetesini ne çekmiş bayağı kafa yordum, hatta arkadaşlarla "st tropez'de hiçbir hikaye yok ama yine de adamlar dünya sosyetesini buraya çekmeyi başarmışlar, bu da adamların turizm konusunda dahi olduklarını gösterir" falan diye düşünmeden edemedik.
o gün de oranın pazarı varmış, biz de kendi kültürümüzden aşiyan olduğumuz pazar alışverişine daldık, hatta alışverişe kendimizi fazla kaptırıp arkadaşlarla birbirimizi kaybettik. neyse ben tanesi 5 eurodan 2 adet bikini aldıktan sonra pazardan çıktım ve dedim ki "en iyisi st tropez sokaklarında biraz kaybolayım" ve kayboldum gerçekten. küçük bir yer ama tur buluşma saatine geç kalmamam lazım. park gibi bir yere geldim, önce oturan bir kişiye sormak istedim, o bilmiyormuş, karşıdan iki tane bayan polis geliyordu, onlara sormaya karar verdim ve turist olduğumu anlasınlar diye "sorry" dedim.
işte ne olduysa o anda oldu. bayan polislerin ikisi birden bana "asker selamı" vererek "bonjour madame" dediler. neye uğradığımı şaşırdım desem? bu ne kibarlık kardeşim, ben bir türk kadını olarak farklı amaçları olan erkeklerden bile böyle bir kibarlık görmedim.
hani "fransızlar ingilizce bilseler bile konuşmazlar" derler ya, alakası yok. hepsi ingilizce konuşamıyor, bir kısmı da ağır bir fransız aksanıyla ingilizce konuştuğu için ingilizce mi konuşuyor, fransızca mı anlaşılmıyor. ama bu polislerden biri iyi ingilizce konuşuyordu ve diğeri hemen yol tarif etme işini bu arkadaşına bıraktı, hatun bana yolu bir güzel tarif etti. ben de büyülenmiş bir şekilde yola koyuldum ama şimdi düşünüyorum da o polisle bir fotoğraf çektirseydim süper olurmuş. hiç beklemediğim bir yerde hiç beklemediğim bir şekilde yakalandım.
bu arada artık turizmle ilgilenen bütün türklerin ve hatta irili ufaklı tüm belediyelerin başkanlarının fransa'yı en az bir kere ziyaret etmesi gerektiğini düşünüyorum. kafası çalışan, bu ülke nasıl kalkınır diye düşünen insanların da en az bir kere gitmesi lazım. sanatla milliyetçiliğin bir araya geldiğinde ne muhteşem bir hal alabileceğini tekrar hatırlamamız açısından önemli. hani biz eşi benzeri olmayan yalılarımızı yakıp, yıkıp iğrenç cumhuriyet mimarisinde apartmanlar veya "en kötü ihtimalle" otoparklar yapmışız ya, elin fransızı her bir binasının kıymetini nasıl bilmiş anlatamam. bizde tarihi binalar metruk halde dururken paris'te tarihi binalar birer inci gibi parlıyor.
fransa turizm gelirinde dünyada birinci, amerika onu takip ediyor, ara sıra da geçiyor. amerika'ya henüz gitmedim ama benim anlayabildiğim kadarıyla fransa'yı birinciliğe taşıyan coğrafi yapı, tarihi eser, denizlerin güzelliği vs değil. fransızları birinciliğe taşıyan insan kalitesi.
bizim de ilk yapmamız gereken kendimizi düzeltmek olmalı...
yahu abla seni etkileyen biraz ilgi göstermeleri ve en önemlisi asker selamı çakmaları olmuş..o başta etkiler de, sonra etkilemiyor..
YanıtlaSil