Her akşam olduğu gibi işten çıkıp eve doğru yürümeye başlıyorum. "Bu cadde bana hiç keyif veren bir yürüyüş güzergahı değil" diye düşünerek bir çırpıda ikinci caddeye dönüyorum. Birkaç dakika içindeyse Şişli Terakki'nin köşesinden dönüp bizim sokağa giriyorum. Duygu ve İlham beni orada bekliyorlar her zamanki gibi, ikisi de yanıma gelip benimle yürümeye başlıyor.
Onlar sayesinde "O yazı" kafamda canlanmaya başlıyor, önce fikir geliyor aklıma, sonra yavaş yavaş taslak oluşmaya başlıyor. Her attığım adımda biraz daha coşuyorum, cümleler zihnimde şölen oluşturmaya başlıyor. Duygu o sırada koluma giriyor, birlikte daha hızlı yürümeye başlıyoruz sanki. Sokak da güzel bir sokak, biraz karanlık ama, İlham'ın da Duygu'nun da neden bu sokağı sevdiğini anlayabiliyorum. Kışın, yılbaşı zamanında en güzel hali, ağaçlar falan süsleniyor, her taraf ışıl ışıl. İlkbaharda da çok güzel bahar dalları oluyor, her gün fotoğraf makinemi alıp hangi ağaçtaki çiçeklerin fotoğrafını çeksem diye düşünerek yürüyorum.
İlham'ın yakışıklı yüzüne bakıyorum, tüm çekiciliğiyle bana gülümsüyor. Sonra Duygu'nun güzel yüzüne bakıyorum, bu kıza da her şey yakışıyor, öfke bile, ama en güzel hali İlham'ın yanındaykenki hali sanki... Birlikte kahkahalar atıyoruz, düşünce bazında. Hep beraber bir mutluyuz bir mutluyuz. İşte o anda diyorum ki, keşke şu halimi şu anda kaydedebilsem, tüm düşüncelerimi.. Bir an önce eve ulaşmak istiyorum, bilgisayarımı açıp tüm fikirlerimi yazmak istiyorum.
İşte ev, anahtarla önce apartmanın kapısını açıyorum, bir dakika sonra da evin. İçeri girer girmez, beni bekleyen erkek güzeliyle bakıcı aynı anda konuşmaya başlıyorlar. Bakıcı bir an önce çıkıp gitme fikrinin coşkusuyla bana günün raporunu vermeye başlıyor, erkek güzeli de annesini görmenin coşkusuyla bir dakikada en fazla "anne" deme rekoru kırmaya başlıyor. Duygu ve İlham çekimser kapının önünde bekliyorlar. Ben iş kıyafetlerimi çıkarıp ev kıyafetlerimi giyiyorum. Her ne kadar yıllar içerisinde bu ev kıyafetlerinin şıklığı konusunda bayağı aşama kaydetmiş olsam da Duygu da İlham da beni ev kıyafetleriyle görmeyi sevemedi bir türlü, "hadi biz kaçtık" diyerek kaşla göz arasında kayboluyorlar. İşte gitti ilham perilerim. Ben de zaten sorumluluklarımın etkisi altına giriyorum. Nihayet bilgisayarın başına oturabilme fırsatı bulabildiğimde ne Duygu kalmış oluyor ne de İlham.
Sokaktaki fikirlerimi hatırlamaya çalışıyorum, artık eskisi gibi güzel gelmiyorlar bana, Duygu gitmiş ne de olsa. İkisini de çok seviyorum da zamanlamalarımız bir türlü tutmuyor sanki. Ben düzenli bir hayat yaşamak zorundayım, yoksa gücümü kaybederim, tüm sorumluluklarımın altında ezilirim. Kendime ait zaman ayırmaya çalışabildiğim zaman da evdekiler uyuduktan sonra olabiliyor ama benim de uykum var, uyumam da lazım ne de olsa. Ama Duygu'yla İlham öyle mi, gençler dinamikler, yirmi dört saat yaşıyorlar hayatı. "Hadi hadi coşma zamanı" diye uğradıklarında ben sorumluluklarımdan sıyrılıp bir anda ayak uyduramıyorum ki. Sanırım rüyama da giriyorlar, ama ben yorgunluktan öyle derin uyumuş oluyorum ki rüyalarımı da hatırlamıyorum. Yine de hep yanımda olsalar keşke.
Bir de Güven var, soyadı Öz. Hem yazarken hem fotoğraf çekerken üçünü de hep yanımda istiyorum.
Cep telefonu gibi olsalar keşke, çantama koysam üçünü de, hep yanımda taşısam...
Aşağıdaki not da evdeki perimden:)
Yağız'dan NOT: Annemin dediklerini unutun. İpad kaçakçılığı için bu :). Nağberr!! Hayalperest annem Baharrr!! :)))) Yağız sadece notu yazmıştır. Zaten bi anlamı yok. D: Rüyalarını anlatıyo bana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder