2 Temmuz 2011 Cumartesi

Yaşlanmak

"Yaşasın yaşlanıyorum" diyen var mıdır bilmiyorum.

Çocukken hepimiz büyümek isterdik, büyük olmak imtiyazlı birşeydi. Eski zamanlarda yaşla tecrübenin eşit kabul edildiği dönemlerde veya hala bazı kabilelerde ve farklı kültürlerde yaşlanmanın sağlayacağı avantajlar olduğuna inananlar olabilir. Ama herkesin bu kadar genç görünmeye sardığı, anti-aging olgusunun her türlü sektöre girmeye başladığı bir populer kültürün içinde, ben de ne yalan söyleyeyim yaşlanmaktan korkanlardanım.

Aslında olgunluğun önemli olduğu, ağırbaşlılığın saygı getirdiği, toplumun genel doğrularıyla hareket etmenin ve herkesin duymak istediğini söylemenin sevilmeyi sağladığı, kalıplarla düşünmenin, yaşamanın, kalıplara uygun yorumlar yapmanın neredeyse şart olduğu bu geleneksel toplumda yaşlanmaktan tam olarak ne anladığımı sorgulayıp durdum. Yılların etkilerini azaltmak için ben de anti-aging kremleri alıyorum, düzenli spor yapıyorum. Ama benim asıl korkum gözlerimin çevresinin kırışması, saçlarımın beyazlaşması değil. Sağlıklı görüntünün kaybolması da korktuklarım arasında ama asıl korkum ruhumun yaşlanması, kendi kendime ve etrafıma "artık yaşlandım" demem, öyle davranmam.

Yaşlanmak benim için, devamlı değişen ve bence güzelleşen dünyaya ayak uyduramamak demek. Yaşlanmak demek, geniş ufuklu olmayı bırakıp kalıplarla düşünmeye, kalıplarla hareket etmeye başlamak demek. Yaşlanmak demek, gençken gözlerinde parlayan masumiyetin, neşenin ve iyi niyetin yavaş yavaş solması demek. Yaşlanmak demek, kendin gibi olmayan herkesi kınamaya başlamak demek. Yaşlanmak demek, "artık 20 yaşında değilsin..." le başlayan yorumlara maruz kalıp kısıtlanmak demek. Yaşlanmak demek huysuzlaşmak demek, etrafında seni heyecanla yaşama döndürmeye çalışanlara ters düz davranarak kendi hevessizliğini bulaştırmak demek. Yaşlanmak demek, hayallerin, umutların yerini, rutinin ve umutsuzluğun alması demek. Yaşlanmak demek, artık bedeninin hareketlerinin kısıtlanmasından ziyade, zihninde oluşan negatif düşüncelerle, "yapamamlarla" ve "yaşıma yakışmaz"larla kendini kısıtlamak demek. Yaşlanmak demek, kendi doğrularını dogmalaştırıp yeniliklere kendini kapatmak demek, yeniliği temsil eden gençleri aşağılamak demek.
Yaşlanmak demek, yaşlanmayı tercih etmek demek.

Şimdi yazarken farkediyorum ki, ben aslında, doğanın bir süreci olan yaşlanmanın kendisini değil, şimdiye kadar yaşlanmış olanların bu sürece yükledikleri kalıpları sevmiyorum. Yaşlanmak aslında bir mentalite, ve ben, aslında bu mentaliteye karşıyım. Velhasıl bana "hiç yaşlanmıyorsun" diyenlere, ağzımı büküp şımarık bir kız çocuğu gibi "yaşlanmayı tercih etmiyorum" demek istiyorum, tabi bunu destekleyen bir dış görünüş için de elimden geleni yapıyorum...

Bir de yaşlanmakla ilgili şöyle birşey okumuştum, insanlar yaşlanırken yüzünde, karakterine göre çizgiler oluşuyormuş, yani genellikle çatık kaşlı birisi yaşlandıkça o çatık kaş çizgileri belirginleşiyor ve normal duruşunda bile o çizgilerle çatık kaşlı birisi oluyor. Ya da çok eğlenen birisinin gözçevresinde gülme kırışıkları oluşuyor. Dolayısıyla yaşlandığım zaman bana bakan birisi, güzel bir hayat yaşadığımı görsün istiyorum. Bu yazıya uygun gidecek resmin de, daha önce bahsettiğim, gerçek bir 68 kuşağı olduğunu farkettiğim, sonra da San Francisco'ya saçında çiçeklerle gitmiş olduğunu öğrendiğim bu kadının güleryüzlü fotoğrafı olduğuna kanaat getirdim...

1 yorum:

  1. Resimi çok orjinal bulmuşsun bravo, tabi çok sevdim diyemeyeceğim ! ama yazıyı çok beğendim , çok güzel ifade etmişsin.. ..Zaten önce zihin sonra beden olarak herşeyi yaşıyoruz..
    Benim temennim yıllar sonra da dostluklarımızın devamı ile bu konuşmalarımızı hatırlayarak iyi ki böyle düşünüp zamanında aksiyon almışız diyerek karşılığını hakkıyla almış olmak..

    Sema

    YanıtlaSil